Sınavsız Hava Sahası İstiyoruz
“Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme, terbiye.”
Eğitimin Türk Dil Kurumu sözlüklerinde ki anlamını okudunuz. “Bizce” Biraz açmak gerek. Eğitim; yukarıda da değinildiği gibi topluma dâhil olacak bireylerin işlenmesi ve sistemin devamını sağlama aracıdır. Üretim sürecine henüz dâhil olmamış gençlerin, karşılarına çıkacak sömürü sistemine boyun eğmeyi alış(tır)ma aracı.
Peki, nasıl bir sistem bu, 8 yılda öğrenmemiz-alışmamız gereken?
Bu sistem, geçtiğimiz kış aylarında TEKEL’i özelleştirme teşebbüsüyle çocuklarının geleceği ve kendi hayatları tehdit altında olan, 78 gün sokaklarda yatan, açlık grevi yapan TEKEL işçilerine “Sizin yerinize çalışacak çok insan var.” diyen sistemdir.
Bu sistem, bir önceki Milli Eğitim Bakanı’nın “Çürük elmaları elekten geçiren” sınav diye (tabii hayatında çürük elma görmediği için boyutu ne olursa olsun, çürük elmayla, sağlamının eleklerle ayrılmadığını bilmeyerek…) betimlediği elemeci sınav sistemlerine (ÖSS, YGS-LYS vb.) hazırlansın diye dershaneye gönderilen Soner Semih Sipahi’nin dershaneye olan borçları yüzünden hapse giren annesinin durumuna dayanamayıp intihar etmesine neden olan sistemdir.
Peki, nasıl alıştırılıyoruz?
Her sabah okul bahçelerinde askeri bir düzenle sokulduğumuz sıralarda, kılık-kıyafet, saç-sakal içtimalarına tabi tutularak. Ki her zaman bir “üst”ümüz olduğunu bilip, yerimizi benimseyelim. Bütün hayatımızın üstlerimiz tarafından belirlenmesine alışalım…
İçtima sırasında eğer onların dilinde “Adam gibi” değilsek bir tokat yemeyi hakkımız bilelim ve yarın öbür gün ensemize vurulduğunda lokmamızı ellerimizle verelim. TEKEL işçileri gibi uğraştırmayalım patronları, bakanları, paşaları…
Üstlerimizin kafasını bozduğumuzda da bir-iki küfür yiyip, yanında da biraz hakarete uğrayıp başımızı önümüze eğelim. Eğelim ki sadece dış görünüşümüzü değil, kişiliğimizi de yok edip bizi rahatça işlesinler.
Böyle direnmeden teslim edelim ki bütün benliğimizi, söyledikleri bütün yalanlara inanalım. Sözde anayasada “Devlet okullarında eğitim parasızdır” diye yazsın ancak okula başlayan her genç için okul idarelerine bağış adı altında deste deste kayıt parası ödensin, “Eğitime katkı payı” toplansın, sene boyunca da okulun bütün giderleri öğrencilerden ve ailelerinden karşılansın. Devlet, okul kitaplarını ücretsiz dağıtsın, kitaplar yeterli gelmeyince öğretmenlerin “Sınavda buradan soracağım.” zoruyla ek ders kitapları aldırılsın.
Bırakalım onlar bizi rahatça işlesinler, rahatça işletsinler… Çünkü bu kadar baskıya, dayağa, hakarete, aşağılanmaya ve yalana başka türlü dayanılmaz…
HAYIR!
Bu oyuna gelmeyeceğiz. Onların istediği gibi bu çarkın bir dişlisi de biz olmayacağız. Çünkü biliyoruz; bozuk düzenin çarklarında sağlam dişli olunmaz. Onlar bizlere örgütleriyle saldırıp, bizleri düşünmeyen sorgulamayan sadece itaat eden insanlar haline getirmeye çalışırken aynı zamanda da yan yana, omuz omuza durmanın, örgütlenmenin suç olduğunu belletiyorlar. Onların yalanlarını görüp gerçeği haykıranlarsa liselilerin örgütünde birleşiyorlar. Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim için mücadele ediyor, direniyorlar. Şunu iyi biliyorlar; “Direnenler belki her zaman kazanamazlar ama kazananlar her zaman direnenlerdir.” Liseliler, liselilerin örgütünde birleşip, nasıl bir eğitim, nasıl bir lise istediklerini anlatıyorlar. Demokratik lise programı yazıyorlar. Türkiye’nin ilk liseli gazetesini kendi emekleriyle çıkartıyorlar. Örgütlü saldırıya, örgütlü direniş cevabını verip DEV-LİS’te örgütleniyorlar.
Sende bize katıl. Sesimize ses gücümüze güç kat.
Özgürlük sokakta!